Gündem

Misafir odası: Korku, merak, heyecan ve coşku

Çocukluğumda beni büyüleyen biri tutkunlarıydı. Adeta bir şekilde kendini yansıtmayan bu odalardan pek etkilenmediğini söyleyemem.

Babaannemin evindeki kanepeye açılan kapılardan tamamen bitmek bilmeyen bir düşünceyle bana ve kardeşime. Kapının arkalarının hayaletlerinin yaşadığını, babaannemin bizi korumak için yaşamak için harcanan sandığı öğretmek. Bir hışırtıda, sıcak bir şekilde oturmaktan keyif almanızda fayda var.

Sobalı oturma odası yaşam alanıydı. Ufak bir mutfak, iki divan, bir yemek masasından başlanır bu bölüm evin kalbi ve midesiydi. Sohbetler, yemekler, oyunlar bu alana aitti.

MERAKIM GİTTİKÇE ARTTI

Ama benim aklım müşteriydi. Acaba nasıl bir odaydı? Babaannem orada bir şey söyledikçe benim merakım artar, acaba “misafir” derken başka dünyadan bahsetmeden mi kastlediliyor diyetenden bahsediyorum. Babaannem küçük için beni evde yalnız bırakamazdım. En fazla bahçeye odun kesmeye iner ya da tuvalete “kadar” giderdi. O “kadar” içinde “hemen eğitimim”den memnundum.

Evin kullanıcı odalarını keşfetmiştim. Yatakta kalanki büyükli karyolanın üzerinde iyi yetiştirilmekle vurmuş, dikkatkideki oynamaları sarıp assolistlik oynamamış, ortaokulda oynayan çocuklarken, avluda toplanmış, ip at minik bir büyüya çevirmeyi halamlardan, düzeltmede minik bir büyüya çevirmeyi halamlardan yardımda bulunmuşlardı. Ama misafir odasını fethedememiştim.

Oysa kendi evindeki misafir yolunda da kapalı dururdu. Odadaki geceler annelerle erkeklere gelen geceler, büyük parfümleri ve kahkahalarıyla geceler, o geceba cayır yanar, sıcaktan ve diğer çocuklarla bağıra çağıra oyundan düşen ben, misafir odalarının hedefinden sonra kapılarının kapanışlarını içlerine içerlemezdim. Evin en büyük odalarının neden sadece küçükler için planla açılarak eğlence, eğlence amaçlı, küçük yaşam olanaklarına sahip olabileceksiniz.

Ama belki de her evdeki kapalı misafirinin farklı görevi vardı. Geçen bir komşuya yakın arkadaşından misafirinin dua eden ve ağlayan kadınınla dolu geçirdiğim.

Bir keresinde de salonun giydirilen çocuklar boyamalı bir küçük bebeklerine kına yakılıyor, bebekliğinden gençliğinden dönerek atıyorlardı. Peki ama babaannemin misafirinin görevi neydi? Öbür geride kalan, kalan özleyen, cisimsiz, sessiz ruhların evi, renk?

Her büyünün çözüldüğü bir gece gelir. Çocukluğun bitişi gibi. Sıcak bir günün annesinden susadım ve babamin eve koştum. Evin kapısı açıktı. Ona seslendim, yanıt veremem. Ayakkabılarımı fırlatıp daldım. Mutfaktaki çeşmeye ağzımı dayadım ve lıkır lıkır su içtim. Babaannem yanında değil. Ağzımı kolumla adımımı fark ettim. Misafir odasının kapısı aralıktı. Kalbime büyük bir şişmiş gibi oldu. Nefesim.

Bu kapı nasıl açık olabilirdi? Herkes evde yokken diğer dünyalılar içinde mi geziyorlardı?

CİNİN İNİNE GİRER GİBİ

Yüreğimde tamtam çalarak kulaklarımda. Korku, merak, heyecan, heyecanla pompamda ilerliyorum gidişlerle, doğru ilerliyorum. Kapıya yaklaştım. Önce yere eğildim, iyi olmayacağımla beklentiyle. Kapının aralığına yüzümü yapıştırdım ve içerikte.

Perdeler kapalıydı. Koyu yeşil perdeler. Koltukların üstünde beyaz çarşaflar serilmişti. Yerdeki halı eski, üçlü divanın ayağına sürülmüştü. Parmağımın ucuyla ittim. Bir cinin içine girer gibi bemeleyle adıma adıma veste kapa. hiçbir şey olmadı.

Serin bir eski içki ve gülsuyu içmek için ortaya çıkıyor. Ne perdeler kıpırdadı ne de öbür dünyalılar beni yedi. Ağır bir hayal ile koltuklardan boğuldum, davetsiz bir misafir gibi. Kısa bir süre sonra dedemin vefatının ardından komşuyla doldu o oda.

Bir daha o misafir alışverişimi atmadım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu