Gündem

Kopuş anlarına yolculuk…

Fotoğraflar: EMRE YUNUSOĞLU

GERÇEĞE FARKLI PERSPEKTİFLER

Cortazar, Dilimize Edebiyat Dersleri olarak çevrilen kitabında anlatılan hikayenin ötesine geçmekten bahsediyor:

“Bir çiftin veya bir ailenin davranışları ve hayatı gerçekçi bir şekilde tasvir edilebilir, ancak hikaye, sadece kahramanların zihnine, psikolojisine, derin kişiliğine, ne olduğunu açıklamak zorunda kalmadan girmemize izin verdiğinde unutulmaza ulaşacaktır. bize anlatılanların yanı sıra hikayede de oluyor.”

Murat Gülsoy, bildiğimiz gibi, hikaye kahramanlarının günlük hayatını gerçekçi bir atmosferde çok canlı sahnelerle anlatırken yatay anlatımda farklı dikey katmanlar ya da zamansal kırılmalar oluşturarak gerçeği farklı açılardan yorumlayan bir yazardır.

Özgün üslubuyla gerçeklik algısını sorgulayan postmodern yaklaşımın izlerini, yedi uzun öyküden oluşan ve dünya tarihinde etkileyici bir iz bırakan Belirsizliğin Kıyısında Bir Ann (Can Yayınları) adlı yeni kitabında görüyoruz. okuyucuyu ustaca hikayenin atmosferine çekerek duygu ve düşünce dünyalarını canlandırıyor.

ARA ANLARINA ZİHİNSEL BİR YOLCULUK!

Hikâyeleri okurken karakterlerin psikolojik handikaplarına, hayata ve insana dair deneyimlerine, çocukluk ile şimdi arasındaki ince köprüde yürürken, aynı zamanda zihinsel bir yolculuk yaparken yaşadıkları kırılma anlarına tanık oluyoruz.

Belirsiz Bir Anın Kıyısında’daki hikayeler, insanın iradesi ile genel olarak kaderin ironisi arasında sürmekte olan savaşın, yüksek bir akıl tarafından inşa edilmiş bir hikaye olduğunu düşündürüyor.

Kitabın ilk hikayesi Sınav Sabahı. Tesadüflerin kadere dönüştüğü, kahramanın ölüme yaklaşırken hayalleriyle farklı kapıların açıldığı, oyunun bitip gerçeğin oyuna dönüştüğü bir hikaye.

Zihinsel bir yolculuk olduğunu anladığımız canlı ve sürükleyici sahnelerle kahramanımız Ömer’in geçmek zorunda olduğu bir sınavla hayatını sorgulamasına, ölümün eşiğinden yeni bir doğumun habercisi olan bir anlayışla dönüşüne tanık oluyoruz.

UZUN HİKAYE TÜRÜNÜN TAM BİR ÖRNEĞİ

Çağdaş edebiyatımızda kısa öykü türünün giderek kısaldığını, kısa anlara tanıklık eden öykülerin raflarda yer aldığını, kahramanın dünyasına daha ayrıntılı bir bakış sağlayan uzun öykülerin daha az yazıldığını ve öykünün daha az yazıldığını görüyoruz. az.

Uzun hikaye ile uzun hikayenin tamamen farklı şeyler olduğunu vurgulayarak, Murat Gülsoy’un bu kitabındaki her hikayede farklı tema ve karakterlere sahip uzun hikaye türünün yetkin bir örneğiyle karşılaştığımızı söyleyebilirim.

Kitabın ikinci öyküsü Tuzak, kurgunun “oyun içinde oyun” olduğu düşüncesiyle hafıza, deneyim, tesadüf ve determinist kadercilik anlayışlarını sorgulayan bir öyküdür.

Gerçeklik, yaşam algımızdaki yönelimimiz mi? Oyun nerede başlar ve nerede biter? İzlediğimiz film geleceğimiz olabilir mi? Tüm hayatımız harika bir deneyin parçası olabilir mi? Belki bütün bunlar bir rüyadır ve her hikaye rüyaya açılan bir kapıdır.

Seçilmiş üçüncü öyküde yazar, okuyucuyu cevap arama ve delilik arasındaki bulanık sınırdan geçirir.

Aşırı kullanım nedeniyle anlamını yitiren bir kelime olan yabancılaşma, zihinsel bir bulanıklığa dönüşerek insanların gerçeklik algısını kaybetmelerine neden olabilir mi? Kim onun özel biri olduğunu düşünmüyor?

Elbette sırlarımız arttıkça görev ve sorumluluk duygumuz da güçlenecektir.

Henüz bilmediklerimiz birincil korkumuzu güçlendiriyor: “Kahramanın etrafındaki dünyanın yanlış bir gerçeklik olduğu birçok film gördüm. Her yıl en az bir tane. Biliyorum, bu da oyunun bir parçası. Beni test ediyorlar. Bana sürekli hikayemi anlatıyorlar. Anlayıp anlamadığımı ölçüyorlar. Kim? Henüz bilmiyorum. (…) Basit yaratıklar ama onları kim gönderdi? Onlardan korkuyorum.” (s.95)

MUHTEŞEM BİR HİKAYE: ‘BABAN GELDİ’

Baban Geldi hikâyesinde hepimizin aşina olduğu orta sınıf bir aile, öğretmen bir baba, iki farklı mizaca sahip iki kız kardeş ve biraz da her anneye benzeyen bir annenin kahramanları işlenir.

Şimdiye kadar okunan her satırda o kurtta gerçekçi bir hikaye izlenimi yaratırken, ölen babanın aslında ölüm tozuyla oturma odasında yattığı anlaşılınca hikaye bambaşka bir gerilim kazanıyor.

Baban Geldi kitaptaki öyküler arasında en beğendiğim, sahnelerin gerçekçiliği ve okuyucuda yarattığı etki, anlatımdaki kopuklukların şaşırtıcılığı açısından oldukça sarsıcı bulduğum bir öykü.

“Annem ne dediğimi anlamamış gibi başını sallıyor, büyük bir felaket geçirmiş insanlar gibi, eliyle dizine vuruyor ve ben… Ben mi? Ne düşüneceğimi merak ediyordum. Kendi çığlığım beynimde yankılanıyor, keşke ağzımı açıp o çığlığı bırakabilsem. Duvarlara çarparsa, kırılırsa, her şeyi mahveder!” (s.136)

HEYECAN VERİCİ BİR OKUMA DENEYİMİ

Unheimlich, Anestezi ve Geschwind Sendromu adlı diğer öyküler, belirsiz anların kıyısındaki kahramanların bilinçli ve bilinçsiz dünyalarından okuyucuya sesleniyor.

Zamanın insan zihninde yankılanan anlara bölündüğü, gerçekliğin sonsuzlukla çarpıştığı, soruların tesadüfen mucizevi yanıtlar aldığı, hayallerin yaşanmış deneyimlerle aynı düzlemde var olabildiği hikayeler, Murat Gülsoy’un usta kalemiyle heyecan verici bir okuma deneyimi vadediyor.

Öykü severlerin kaçırmaması gereken bir kitap.

Belirsiz Bir Anın Kıyısında / Murat Gülsoy / Can Yayınları / 264 s. / 2021.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu