Gündem

Aşk yoktur!

Aşık olmayan yoktur ya da çok nadirdir. Ve eminim ki çoğumuz aşkın en güzel duygu olduğu konusunda hemfikirdir. Ama gerçekten aşkı düşündük mü? Tanımak kolayken tanımlamak neden bu kadar zor? Pek çok psikanalist, çift terapisti, filozof, özellikle Sigmund Freud ve Carl Gustav Jung, aşkın ne olduğunu tanımlamaya çalışırken bir eksiklikten ya da kaybolan bir bütünlüğün yeniden kurulmasından bahseder, ancak aşkın gerçekten var olup olmadığını asla tartışmazlar. Sanki aşkın varlığı tartışılmaz bir gerçektir ve yapılması gereken tek şey onun doğru tanımını bulmaktır.

Bilenler bilir, aşkla ilgili uzun dersimi çalıştım ve ‘Aşkın Halleri’ ile ilgili bir kitap yazdım. Ve şimdi yeni bir iddiada bulunuyorum. Aşk yok. Bu kesinlikle Aşkın Halleri kitabımda yazdıklarımı tahrif etmek için yapılmış bir iddia değildir. Bu, aşık olduğumuzu sandığımızda hissettiklerimizi hissetmediğimiz anlamına gelmez. Hem felsefenin, hem psikolojinin hem de popüler kültürün zamanla aşk denen duygu durumuna yüklediği anlamlar nedeniyle, bu duygularımızın dışında kendi duygularımızın gerçekliğini kavramsal düzlemde beklemiyoruz. o yoğun duyguları doyurmak için beslediğimiz kişi, ilahi bir güçle içimizde eksik olanı neredeyse tamamlıyor. Sorgulamamıza bile gerek olmadığı inancının mantıksız olduğunu açıklamaya çalışıyorum.

Aşkın sonunda hüsranla sonuçlanmasının ve büyük acılar çekmesinin sebebinin, bu hoş ve güzel duygu ve arzuların aşk olarak bize ‘ezberlediğimiz’ tanımlarla ilgili olmaması olduğunu söylüyor. Gerçekte var olmadığını iddia ediyorum.

Geçen hafta, Allah’ın kutsadığı aşkın, aşkı yaşayacağımız kişiye birkaç beden büyük gelecek bir elbise olduğunu anlatmaya çalıştım. Yıllar önce Aşkın Halleri kitabımda âşığın âşıktan tek bir şey beklediğini yazmıştım; her şey. İyi bir arkadaş olmak, iyi bir sevgili olmak, iyi bir ebeveyn olmak, gerektiğinde her türlü sorunu büyük bir ciddiyetle çözmek, ancak bazen çok eğlenceli olmak, kibar olmak, anlayışlı olmak, nohut demeden nohutu anlamak, gözlerinden ne istediğini anlamak diğer kişinin ve isteneni yapmak. anında yerine getirme vb. Her zaman bir tanrı veya tanrıça.

Felsefe tarihinde aşk hakkında pek bir şey yazılmamıştır. Schopenhauer, Platon’un aşk hakkında en çok antik Yunan’da yazdığını söylüyor. Özellikle Sempozyum diyaloğunda aşkın tanımı sorulduğunda diyaloga katılanlardan birinin tanımı eksiklik ya da kayıp üzerinden yapılmaktadır.

Çizer: Özge Ekmekçioğlu

Olympos’ta yaşayan ve günlerini güzel vakit geçirerek, yiyip içerek geçiren tanrılar, insanları yaptıklarını seyretmeleri ve eğlenmeleri için yaratmışlardır. Bu mitolojik hikayeye göre, başlangıçta insanlar bir olan iki kişiden oluşuyordu. Üç çeşit insan vardı. Erkek ve kadın, erkek ve erkek, kadın ve kadın birlikteliğinden oluşan üç tip insan. Birbirlerine o kadar iyi geliyordu ki, insanlar birbirleriyle o kadar ilgileniyorlardı ki, bırakın başka insanlarla ilgilenmeyi, tanrılara kurban vermeyi bile unutmuşlardı. Tanrıların tanrısı Zeus bu duruma çok kızmış ve bir kılıç darbesiyle bütün insanları ikiye bölmüştür. Sonra her yarım insanı dünyanın en uzak köşelerine fırlattı. O günden sonra insan yeniden doymak ve o mutlu güzel günlere dönmek için diğer yarısını arar.

Schopenhauer ise bu kadar iç içe olmanın, bir olmanın ilişkiye zarar verdiğini düşünenlerden. Anlattığı bir hikayede, buzlu bir havada karşılaşan iki kirpi, donmamak için birbirlerine sarılırlar. Kısa sürede donma hissi geçer ama bu sefer omurgalarının batması sonucu oluşan acıya dayanamazlar ve birbirlerinden uzaklaşırlar. Sonunda birbirlerinden zarar görmeyecekleri kadar uzak ama soğuktan donamayacak kadar yakın bir mesafe bulurlar.

Her iki hikayede de aşkın bir duygudan ziyade var olma çabası olarak görüldüğünü söyleyebiliriz.

Geçen hafta, makaleyi bir soru ile bitirdim. Neden herkesi değil de bir kişiyi daha özel olarak arzuluyoruz? Şimdi bu soruya cevap vermeden soru toplamaya devam etmek istiyorum. Bir insanın bir insanı tamamlaması mümkün müdür ve Schopenhauer’in bahsettiği mesafeye kim karar verecek?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu